Showing posts with label Şiir. Show all posts
Showing posts with label Şiir. Show all posts

07 June 2017

Muere lentamente...

Muere lentamente quien se transforma en esclavo del hábito,
repitiendo todos los días los mismos trayectos,
quien no cambia de marca,
no arriesga vestir un color nuevo
y no le habla a quien no conoce.


Muere lentamente quien evita una pasión,
quien prefiere el negro sobre blanco
y los puntos sobre las "íes"
a un remolino de emociones,
justamente las que rescatan el brillo de los ojos,
sonrisas de los bostezos,
corazones a los tropiezos y sentimientos.


Muere lentamente quien no voltea la mesa
cuando está infeliz en el trabajo,
quien no arriesga lo cierto por lo incierto
para ir detrás de un sueño,
quien no se permite por lo menos una vez en la vida,
huir de los consejos sensatos.


Muere lentamente quien no viaja,
quien no lee,
quien no oye música,
quien no encuentra gracia en sí mismo.


Muere lentamente quien destruye su amor propio,
quien no se deja ayudar.
Muere lentamente,
quien pasa los días quejándose de su mala suerte
o de la lluvia incesante.


Muere lentamente,
quien abandona un proyecto antes de iniciarlo,
no preguntando de un asunto que desconoce
o no respondiendo cuando le indagan sobre algo que sabe.


Evitemos la muerte en suaves cuotas,
recordando siempre que estar vivo
exige un esfuerzo mucho mayor
que el simple hecho de respirar.


Solamente la ardiente paciencia
hará que conquistemos una espléndida felicidad.



--Pablo Neruda

18 July 2015

Challenge Fear(Heyecanınla Yüzleş)

Run from what's comfortable.
Forget safety.
Live where you fear to live.
Destroy your reputation. Be notorious.
I have tried prudent planning long enough.
From now on I'll be mad.

* * *

The above English translation of the Persian Quote belongs to Coleman Barks.
Although it is very famous quote of Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
it is pity seeing loss in translation(and even misunderstandings) in Turkish translations.
so here is my version of it;

***

Rahatlığı arkadaş edinme.
Kurtul tedirginliğinden.
Seni heyecanlandıran yerde yaşa.
Egonu yak. Korkma zaaflarından.
Yeter bunca zamandır aldığın tedbirler.
Artık kalbinin hizmetinde yaşa.



03 November 2014

çay

***

ben de o zaman
cayimla dertlesirim
buharina seyir
harmanina doyum olmaz
demlenir o zaman hayatim
hayat bulur iki damla ben

***

bitince cay sefasi
su olunca buhar
bogazimdan kayinca
bitkinin sifasi
bulusurum hakikat ile
ve unuturum..

***

sonra olunca
yine donup dolasinca
tekrar dusununce seni
caya kurban edilmis
bir kasik seker gibi
eririm gözlerinin derdinde

***


Osman Sebati CAM

22 October 2014

Serenad


Kimdir bana gülümseyen yeşillik balkonundan 
Demek gecelerden sonra nihayet gün doğuyor. 
Bir gülüşündü gençliği döndürdü yolundan; 
Yanan şu alnım elinin gölgesiyle soğuyor. 

Güzelsin ya, ne olursan ol, girdin hikayeme; 
Çok değil evi barkı unutup sana uyduğum, 
Ancak sen tazelikte gül yaraşır pencereme; 
Uykusuz gecelerimde kokusunu duyduğum. 

Eğil bak suya, ordadır güzelliğin, gençliğin. 
Sen gel beni dinle, günlerimiz heba olmasın 
Yorgun başımı göğsünde emniyette bileyim; 
Artık taslarımız ayrı çeşmelerden dolmasın. 


Cahit Sitki Taranci

17 October 2014

Hozier - From Eden







"From Eden"


Babe, there's something tragic about you
Something so magic about you
Don't you agree?

Babe, there's something lonesome about you
Something so wholesome about you
Get closer to me

No tired sighs, no rolling eyes, no irony
No 'who cares', no vacant stares, no time for me

Honey, you're familiar like my mirror years ago
Idealism sits in prison, chivalry fell on its sword
Innocence died screaming, honey, ask me I should know
I slithered here from Eden just to sit outside your door

Babe, there's something wretched about this
Something so precious about this
Oh what a sin/where to begin

[Live version:]
Babe, there's something broken about
But I might be open about this
Oh what a sin

To the strand a picnic plan for you and me
A rope in hand for your other man to hang from a tree

Honey, you're familiar like my mirror years ago
Idealism sits in prison, chivalry fell on its sword
Innocence died screaming, honey, ask me I should know
I slithered here from Eden just to sit outside your door

Honey, you're familiar like my mirror years ago
Idealism sits in prison, chivalry fell on its sword
Innocence died screaming, honey, ask me I should know
I slithered here from Eden just to hide outside your door






Canim Cennetim


Canim, nedir bu huznun
nedir bu gizem
neden bu yanlizligin
ama mutlu olacagin bir haberim var
daha da yakinima gel

pismanliklar, anlamsizlik, alay etmek yok
umursamazlik, bos bakislar, ilgisizlik yok


Canim, kaybettigim aynam kadar bensin
hayaller yok olmus, kahramanliklar intihar etmis
masumiyet cigliklar atarak kaybolmus

ama ben yine de

Kapinin onune yuz surebilmek icin, cennetten kacarak sana geldim

Canim, acinacak hale dustugum bir durum var
cok degerli bir durum
ama ne buyuk bir suc bu, nasil soylerim bilemedim


Canim, bu utanmaz bir sey
ama bunu konusabiliriz
ne buyuk bir kabahat bu


sen ve ben uzaklara gidelim
O sen de gozu olani da cagiralim
ve son bulsun hayati daragacinda



Canim, kaybettigim aynam kadar bensin
hayaller yok olmus, kahramanliklar intihar etmis
masumiyet cigliklar atarak kaybolmus

ama ben yine de

Kapinin onune yuz surebilmek icin, cennetten kacarak sana geldim


Canim, kaybettigim aynam kadar bensin
hayaller yok olmus, kahramanliklar intihar etmis
masumiyet cigliklar atarak kaybolmus

ama ben yine de

Kapinin onune yuz surebilmek icin, cennetten kacarak sana geldim

Ceviri: Osman Sebati CAM

16 October 2014

DESEM Kİ

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem  ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, 
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.





Cahit Sıtkı TARANCI

12 October 2014

adam olmak

çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
sen aklı başında kalabilirsen eğer
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem kendine güvenebilirsen eğer
bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana

düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir
ikisine de vermeyebilirsen değer
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz
koyulabilirsen işe yeniden

döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı-turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktada
sen dayanabilirsen tek

herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
dost da düşman da incitemezse seni
ne küçümser ne de büyültürsen çevreni
her saatin her dakkasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyiyle dünya önüne serilir
üstelik oğlum adam oldun demektir


RUDYARD KIPLING
ceviri: Bulent Ecevit

original version here.

28 September 2014

uyku

Aynı uykuyu uyumak istiyorum aslında onunla...
Aynı anda aynı yatakta beraber uyumak değil kastettiğim.
Ayrı coğrafyalarda da olsak, ayrı mekanlarda da bulunsak aynı uykuyu uyumak, aynı rüyayı görmek...
Göz bebekleriyle, beynin arasında gidip gelmek, kalbindeki uykuya dalmak istiyorum
.


kahraman tazeoglu

19 September 2014

Fatih Han


Fatih Han cennetteki koskunu birakmis
beyaz atina, kilicina kusanmis
cikagelmis biricik kalesine
ziyaret etmis actigi cagi
gorunce bizansin isgalini
bulmus dirileri
bakmis kalan Turklere
aramis Omer’in adaletini
bulamayinca cesareti
Turk’un erkek sesini
uyandirmis ordusunu

cika gelince eksiksiz Aslan surusu
durmus Mehmet Akif’in gozyasi
akittigi kanlarla aldigi kalesini
cikletli bizans surusu edince isgal
buyurmus yeni fermanini
ferman duyunca askeri
yemin etmis gemisinde pervane olmaya
olamazsa o gemide bogulmaya

Nasil yetissin pustun ilmi
Hukumdarin zekasina
Ulubatli yine zevk duyacakmis
Gogsune saplanacak sereften
kiracaklarmis bu sefer
Istanbulu kusatmis zinciri
Arindiracakmis pisligi


sehadet getirmis
vur de olelim
diye yemin etmis asker
gokten yagsin akittigimiz kanlar
o yagmuru icelim tekrar
canimiz tekrar olsun feda
Peygamberin emri ugrunda


--
Osman Sebati CAM

18 September 2014

Pişmanlık Ve Çileler

Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür
Bir odun parcası aydınlatır ocağı
Annesi ateşin önünde perişan
Annesi ateşin içinde hür
Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür

Yağmurlar sırtıyla sırtım arasındadır
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın
Kalbimi bin parçaya böldü divane sır
Sesi geliyor sesi, günahkar çocuklarım
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır

Benım boyum ufak onun da ufaktı
Kıvırcık saçlarından öpmediğim için onu
Onun bu ocakta yanan toprağı
Her gece rüyamda avuçlarımı yaktı
Benim boyum ufak onun da ufaktı
Benim gözlerim yeşildir onun kara
Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara

Annesinin başi elleri arasında
Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük
Bir fotoğraf asılıdır duvarda
Aynaya, geceye, maziye dönük
Annesinin başı elleri arasında

Bir tüfeğin burnu havadadır
Ateş almak üzeredir mermisiz
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım
Siz beni ne anlarsınız... siz...
Bir tüfek ateş almak üzeredir mermisiz

Bir saman çöpüne tutunmuş kızların
Eteğini ben çektim
Neyleyim göğsümü Karacadağ'ın sert rüzgarı doldurmuş
Annemden ben ilk sütü Geyve'de içtim
Ankara'ya Çataldağ'a bir zindandan gül vurmuş
Az kalsın ben ölecektim
Bir saman çöpüne tutunmus kızların

Kediler halıları parçalıyor
Kırmızı bir ışık düşüyor yere
Annemin dizinde derman yok
Hükmedemiyor insan ruhuna ateş
Rüzgar hükmedemiyor incecik perdelere
Kediler halıları parçalıyor
Ateşte sarı gül açan saksılar
Kızarmış bir ekmek gibi duruyor

Kulağıma garip sesler geliyor
Kuş yumurtasından çıkan insanlar
Ahırda bir ata eyer oluyor
Kulağıma garip sesler geliyor

Ben bir şarkı bir türküyüm
Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm
Beni bir azizin nefesi uçurur
Kalbimde Allah'ın elleri durur
Cici ayaklarım ilikli bağlı
Ben onun sılası kendimin gurbetindeyim

Ben azizin hasreti
Ben Meryem'in yanağındakı tüyüm
Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara
Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara

Ocak sönüyor ateş kül oluyor
Annesınin saçları beyaz
Annesi saçlarını yoluyor
Ateşin içinde gül açılmış
Servi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür
Annesi ruhunda ruhuma eğilir

Sineklerin kanadını ısıtan
Bir güneş toprağı yarıp çıkacak
Kadınlar sansa da yaşadığını
Sarkısız kaldıkça yaşayamayacak
Kadınları sarkılır, akrepler aydınlatır
Kadınları sarkılır, zahirlar aydınlatır

Artık ben gideceğim ata eyer vuruyorlar
Hatıralarımı birer birer yakacağım
Entarimi parça parça edip
Zehirli kirpilere bırakacağım
Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp
Göğsüme siyah bir gül takacağım
Batan güneşe doğru kurşunlar sıkıp
Kendimi boşluğa bırakacağım

Ayaklarımın altından geçıyor bir deniz
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım
Siz beni ne anlarsınız... siz...
Artık ben gideceğim atım kişniyor
Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor

Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz bir deniz
Beni onun gözleri çağırıyor duramam, duramam
Benim gözlerim yeşildir ah... onun gözleri kara
Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara
 
Sezai Karakoç

Ruknettin'in Kalbi İçin Kehanetler

Ruknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.

Bir mevsimin kıyısından tutarsan Ruknettin
Kurak ovalara yağmurlar yağar,
Ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
Kalbin şiir olup vadilerini sular.

Senin de vadilerin vardır Ruknettin!
Kehanetler kurarsın,yağmalarsın kendini
Kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
Niyedir,aynalarda azalır sesin.

Doktorum
Ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
Kış gecelerinde o nu yakar ısınırım
Üşürsem helak olacağımdan korkarım.

Doktorum
Gayya kuyusuna inmek istemem
Bana bir ip uzat,yağmurlar istemem
Aynaları kırarım,suretimi istemem
Mevsimler dönedursun,bu dünyayı istemem
Ben Allah'ı isterim.

Ben hep aynalardan geçerim doktor
Aynalar benden geçer.
Araf'tan bir sepet sarkıtırım aşağı,
Doluşur içine narin böcekler
Yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler
Üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı
Ben hep aynalardan geçerim doktor!

Günahları için ağlayan kim varsa
Kanatlarıyla okşar onu melekler

Hep böyle midir
Kalbin hep böyle yavaş mıdır Ruknettin?
Aynalar sana bir savaş mıdır Ruknettin?
Yarin dudaklarından trenler geçer de
Kalbiyin istasyonunda durmaz mı
Sen hiç satrançta yenilmez misin
Atına binip hep gider misin
Bilmez misin,atından ayrı düşen bir vezir
Zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı
Ve nihayet şahlar da aynalardan geçer
Bir sen mi kalırsın bu rüyada Ruknettin
Herhalde hep böyledir
Bu dünya sevenlere bir tuzaktır Ruknettin!

Buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik
Konuşmayı unuttuyduk,hal diliyle söylediydik.
Dua okuduyduk,yağmur dilediydik
Kalbinizi kuşatmaya geldiydik.

Hoşgeldiniz.Buyrun.İşte kalbim.
Adımı unuttuğum zamanlarda RUKNETTİN'im
Gövdesi ihlal edilmiş bir yetimim.
Şu kapıdan buyurun, az ilerisi kalbim.

Benim kalbim bir ıslahevidir doktor.
Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
Benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur
Uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
Kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
Tıkanır,ölür metropollerde.

Bir çiçeği uyandırmak için mi
Söner bu ateşgahlar
Kaldırmak için mi yeraltını
O derin uykusundan
Kurur bu göl
Ne var ve ne oluyor
Neden türkü söylüyor fesleğenler
Uzakta biri mi göründü
Biri İncil okurken düşüp bayıldı mı
Bir rüya mı gördü yalnız keşişler
Ne oldu?

Adım Ruknettin,tanışıyor olmalıyız
Bir çay ocağında ya da bir merdiven başında
Sunmuş olmalıyım kalbimi size
Bakın!demiş olmalıyım henüz avladım O'nu
İgvanın zehrini boşalttığı kuyularda.
Yalnız günah parlar zifiri karanlıkta
Ve kuyudan kuyuya bir yol yoktur
Bir avcı tüfeğini doğrulttuğunda
Ay gibi ışıdığında bir aşk
Bir mevsim yönünü şaşırdığında.

Hayret etmiş olmalısınız,kalbim
Hezarfen misali havalanınca.

Korkarım sevgili doktor,bu mektuba kendimi üzerek başlayacağım
Çabuk büyüyen bir çocuk gibi,
Ceplerimin nerede olduğunu unutacağım önce
Ve mazi gizlenecek bir yer bulamayacak kendine.
Sonra bir menekşeyi teheccüde kaldırmayı unutacağım.
Unutacağım,hangi şehirde durursam yar beni karşılar.
Nerede ölürsem bahtıma idamlar çıkar
Gülümseyen bir arap olacak yüzümün size bakan tarafı,
Terkedip gitmelerin ağırlaştığı bir güz olacak öte yarısı.

Alnımın dokunduğu yerden savaşlar artacak
Ve bahar giysilerine bürünmüş gelirken kıyamet
''gönüllü mağlupları olacak hayatın'' doktor.
Yarından korkan adam,Ruknettin böyle söyler.

Siz doktor,yazabilir misiniz bir gülü yeniden
Alıştırabilir misiniz baharı çürüyen toprağa
Kabaran yağmuru yeraltına
Ve bir aşkı ayrılığa
Yakıştırabilir misiniz doktor
Kanatlarında hüzün ve manolya taşıyan
Kuşlarla konuşabilir
Ve trampetimi geri verebilir misiniz bana?

Ah kalbin moğolları ! size verecek ne kaldı
Bir kitap olup yandı da o
Külünden zehir kaldı
Bir hayal olup uçtu da
Gökte melekler bağırdı
''eve dön,eve dön!''

Döndüm ki;şehrin ağrıları üstüme kaldı
Bulvara uzanmış diskotek kızları/o melul orospular/
Süpermarketler,bankalar
/yani toplu insan mezarları/
Üstüme kaldı.

Size ne denir ey kalbin istilacıları
Barbar denir,'bir hayal yıkan'denir.
Alın O'nu da götürün,bir kalbim kaldı.

Bir ilkokul atlasında gemilerim yandıydı
Cenevizden geliyordum,elimde mektuplarım vardı.
Elimde ölü bir kızın sağır saçları vardı
Bir mevsimin ortasında kalakaldıydım

Bakkaldan manavdan değil,
Cenevizden geliyordum doktor
O kızın saçlarından geliyordum
Yitirilmiş bir mahkemeden
Galiba kalbimden geliyordum.

Bir güle boyun eğdiren nedir
O aşk değilse
Nedir kalbe çıkartılan
Tutuklama emri,
Aşk değilse.
Ah,o sığınaklardan
Yitikleri toplayan
Ve düşlere vuran gemi
Nedir aşk değilse

Size kendimden bahsediyorum doktor
Biraz yağmur kimseyi incitmez.

İyi ruhların arasında dolaşan
Bir gölgeden sözediyorum.
Acıdan çatlamış kalbi
Soğuğa dayanıklı kılan bir bilgiden
Terkedilmiş şizofrenleri
Kendine çeken vadiden
Keşişlerin hüznünden
Ve bir aşk yüzünden
Ayları karıştıran kişinin
Tababet-i ruhiyyesinden

Size kendimden bahsediyorum doktor
Ben kar yağarken ıslanmam.

Benim öbür adım rüzgar
Uğradığım orman
Değdiğim kalp uğuldar.

Deki bulunur elbet
İyi bir hal üzre kaybolan kişi
 
Kemal Sayar

17 September 2014

çoban

Ben fakir bir çobanım
Zengin sevdalarım
Sonsuz hayallerim
Herkesle paylaşabildiğim yeşilim var
Ben fakir bir çobanım
En sevgili kabem var
Mesnevim
Sehnamem
Kutatgu Biligim var
Ben fakir bir çobanım
Omuzlarında yukseldiğim kahramanlarım var
Harezmim, Mevlanam, Farabim
Hayyamim, Aksemseddinim var.
Yunus Emre evvelim
Ulubatli Hasan benim
Malazgirt, Bedir, Mohaç hepsi benim
Ben fakir bir çobanım
Bitmeyen hayallerim
Sınırsız ozgurluklerim
Tükenmeyecek tutkularım var
Ben fakir bir çobanım
Gökkuşağı benim
Hava benim
Su benim
şelaleler ırmaklar benim
Güneş ve Yıldızlar benim
hepsinden de ote
Kimselerin adını bile bilemediği çiçeklerim var
Ben fakir bir çobanım
kalıcı degilim
iki kapılı hana
elim bos geldim
biraz durup
çok sevip
zenginliklierimle gideceğim


--
Osman Sebati CAM

16 September 2014

Sensin


gülüm , gülen yüzüm
gözüm, göz yaşım
nefsim, nefesim
derdim, dermanim
çarem, çaresizliğim
canım, cananım

      ***

yürüdüğüm yol
yüzdüğüm deniz
soluduğum hava
gördüğüm rüya
baktığım yön
yaşadığım zaman

      ***

gençliğim
geleceğim
heyecanim
isyanim
hayalim
hasretim


--
Osman Sebati CAM

12 September 2014

siir yazmali seni anlatan

dert oldu bana 
essiz ihtisamin
gulusun
bu bakisin
ve zerafetin

bir siir bulmali o zaman
seni anlatan

tabiidir ki yoktur boylesi siirin
nereden bilebilir ki seni
ne kadar sifali olabilir ki..
uc bes laf parcasi..

yeni bastan yazmali bir siir o zaman
adi ask olan
soyler senin yanindaykenki sana ozlemimi
ilac olur soludugum zehire..

ancak bilemem
nasil bulunur kelimeleri bu siirin
hangi kelime layik olabilir ki sana
hangi lafta avunurum


belki kelimelerden vazgecer..
gokyuzunu koyarim siirime
icinde en parlak yildizlar olan
yildizlarin icinde yeni deryalar
deryalarin icinde baska dunyalar 
 
belki gokyuzunden vazgecer..
zamani koyarim siirime
en saf cocuksu mutluluklar 
tatli heyecanlar
ve sasali zaferler zamanini

belki de zamandan da vazgecer
sadece seni koyarim siirime
en mukemmel siir budur belki
sadece sen olan..
sadece senin ihtisamin,
gulusun
bakisin
ve zerafetin

belki o zaman..

ama yine de guzel olmaz senin kadar
yine de eksik kalir
yine de mutlu bitmez siir
yine derman bulamam derdime



Osman Sebati CAM

06 August 2014

Kara Yilan

Güneşin yeni doğduğunu sana haber veriyorum
Yağmurun hafifliğini toprağın ağırlığını
Ve bütün varlığımla kara yılan seni çağırıyorum
Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt içmeğe
Pamuğun ağırlığını yapan dağın hafifliğini
Sana haber veriyorum yeni doğduğunu güneşin
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Günahlarım kadar ömrüm vardır
Ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum
Saçlarımı acının elinde unutuyorum
Parmaklarımdan süt içmeğe çağırıyorum seni
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Seni süt içmeğe çağırıyorum parmaklarımdan
Kara yılan kara yılan kara yılan kara yılan

Sezai Karakoç

25 December 2013

Bu Memleket Bizim



Dört nala gelip uzak Asyadan
Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan
Bu memleket bizim

Bilekler kan içinde
Disler kenetli
Ayaklar çiplak
Ve ipek bir haliya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim

Kapansin el kapilari
Bir daha açilmasin
Yok edin insanin insana kullugunu
Bu davet bizim

Yasamak bir agaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardesçesine
Bu hasret bizim

Nazım Hikmet

03 August 2013

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR

   Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
   Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
   Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
   Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

   İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
   Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
   Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
   Kopmaz kökler salmaktır oraya

   Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
   Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
   Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
   Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

   İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
   Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

   İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
   Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

   Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
   Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
   Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
   Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

   Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
   Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
   Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
   Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

   Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
   Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
   Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
   Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana


Ataol Behramoğlu
                           

08 June 2012

Abbas

Haydi abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.

Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.

Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye 
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti cahit,
Al getir ilk sevgiliyi beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.


--Cahit Sıtkı Tarancı

05 January 2010

Kemal Paşazade'den Hadim'ül Harameyni'ş Şerifeyn'e

"Şems-i asr idi, asrda şemsün,
Zilli memdud olur zamani kasir."


(Asrın güneşiydi;güneşin de ikindi vakti gibiydi.
Gölgesi çok uzun;anack zamanı kısaydı.)