Muere lentamente quien se transforma en esclavo del hábito,
repitiendo todos los días los mismos trayectos,
quien no cambia de marca,
no arriesga vestir un color nuevo
y no le habla a quien no conoce.
Muere lentamente quien evita una pasión,
quien prefiere el negro sobre blanco
y los puntos sobre las "íes"
a un remolino de emociones,
justamente las que rescatan el brillo de los ojos,
sonrisas de los bostezos,
corazones a los tropiezos y sentimientos.
Muere lentamente quien no voltea la mesa
cuando está infeliz en el trabajo,
quien no arriesga lo cierto por lo incierto
para ir detrás de un sueño,
quien no se permite por lo menos una vez en la vida,
huir de los consejos sensatos.
Muere lentamente quien no viaja,
quien no lee,
quien no oye música,
quien no encuentra gracia en sí mismo.
Muere lentamente quien destruye su amor propio,
quien no se deja ayudar.
Muere lentamente,
quien pasa los días quejándose de su mala suerte
o de la lluvia incesante.
Muere lentamente,
quien abandona un proyecto antes de iniciarlo,
no preguntando de un asunto que desconoce
o no respondiendo cuando le indagan sobre algo que sabe.
Evitemos la muerte en suaves cuotas,
recordando siempre que estar vivo
exige un esfuerzo mucho mayor
que el simple hecho de respirar.
Solamente la ardiente paciencia
hará que conquistemos una espléndida felicidad.
--Pablo Neruda
Showing posts with label Şiir. Show all posts
Showing posts with label Şiir. Show all posts
07 June 2017
18 July 2015
Challenge Fear(Heyecanınla Yüzleş)
Run from what's comfortable.
Forget safety.
Live where you fear to live.
Destroy your reputation. Be notorious.
I have tried prudent planning long enough.
From now on I'll be mad.
* * *
The above English translation of the Persian Quote belongs to Coleman Barks.
Although it is very famous quote of Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
it is pity seeing loss in translation(and even misunderstandings) in Turkish translations.
so here is my version of it;
Live where you fear to live.
Destroy your reputation. Be notorious.
I have tried prudent planning long enough.
From now on I'll be mad.
***
Rahatlığı arkadaş edinme.
Kurtul tedirginliğinden.
Seni heyecanlandıran yerde yaşa.
Egonu yak. Korkma zaaflarından.
Yeter bunca zamandır aldığın tedbirler.
Artık kalbinin hizmetinde yaşa.
03 November 2014
çay
***
ben de o zaman
cayimla dertlesirim
buharina seyir
harmanina doyum olmaz
demlenir o zaman hayatim
hayat bulur iki damla ben
***
bitince cay sefasi
su olunca buhar
bogazimdan kayinca
bitkinin sifasi
bulusurum hakikat ile
ve unuturum..
***
sonra olunca
yine donup dolasinca
tekrar dusununce seni
caya kurban edilmis
caya kurban edilmis
bir kasik seker gibi
eririm gözlerinin derdinde
***
Osman Sebati CAM
***
Osman Sebati CAM
22 October 2014
Serenad
Kimdir bana gülümseyen yeşillik balkonundan
Demek gecelerden sonra nihayet gün doğuyor.
Bir gülüşündü gençliği döndürdü yolundan;
Yanan şu alnım elinin gölgesiyle soğuyor.
Güzelsin ya, ne olursan ol, girdin hikayeme;
Çok değil evi barkı unutup sana uyduğum,
Ancak sen tazelikte gül yaraşır pencereme;
Uykusuz gecelerimde kokusunu duyduğum.
Eğil bak suya, ordadır güzelliğin, gençliğin.
Sen gel beni dinle, günlerimiz heba olmasın
Yorgun başımı göğsünde emniyette bileyim;
Artık taslarımız ayrı çeşmelerden dolmasın.
Cahit Sitki Taranci
17 October 2014
Hozier - From Eden
"From Eden"
Babe, there's something tragic about you
Something so magic about you
Don't you agree?
Babe, there's something lonesome about you
Something so wholesome about you
Get closer to me
No tired sighs, no rolling eyes, no irony
No 'who cares', no vacant stares, no time for me
Honey, you're familiar like my mirror years ago
Idealism sits in prison, chivalry fell on its sword
Innocence died screaming, honey, ask me I should know
I slithered here from Eden just to sit outside your door
Babe, there's something wretched about this
Something so precious about this
Oh what a sin/where to begin
[Live version:]
Babe, there's something broken about
But I might be open about this
Oh what a sin
To the strand a picnic plan for you and me
A rope in hand for your other man to hang from a tree
Honey, you're familiar like my mirror years ago
Idealism sits in prison, chivalry fell on its sword
Innocence died screaming, honey, ask me I should know
I slithered here from Eden just to sit outside your door
Honey, you're familiar like my mirror years ago
Idealism sits in prison, chivalry fell on its sword
Innocence died screaming, honey, ask me I should know
I slithered here from Eden just to hide outside your door
Something so magic about you
Don't you agree?
Babe, there's something lonesome about you
Something so wholesome about you
Get closer to me
No tired sighs, no rolling eyes, no irony
No 'who cares', no vacant stares, no time for me
Honey, you're familiar like my mirror years ago
Idealism sits in prison, chivalry fell on its sword
Innocence died screaming, honey, ask me I should know
I slithered here from Eden just to sit outside your door
Babe, there's something wretched about this
Something so precious about this
Oh what a sin/where to begin
[Live version:]
Babe, there's something broken about
But I might be open about this
Oh what a sin
To the strand a picnic plan for you and me
A rope in hand for your other man to hang from a tree
Honey, you're familiar like my mirror years ago
Idealism sits in prison, chivalry fell on its sword
Innocence died screaming, honey, ask me I should know
I slithered here from Eden just to sit outside your door
Honey, you're familiar like my mirror years ago
Idealism sits in prison, chivalry fell on its sword
Innocence died screaming, honey, ask me I should know
I slithered here from Eden just to hide outside your door
Canim Cennetim
Canim, nedir bu huznun
nedir bu gizem
neden bu yanlizligin
ama mutlu olacagin bir haberim var
daha da yakinima gel
pismanliklar, anlamsizlik, alay etmek yok
umursamazlik, bos bakislar, ilgisizlik yok
Canim, kaybettigim aynam kadar bensin
hayaller yok olmus, kahramanliklar intihar etmis
masumiyet cigliklar atarak kaybolmus
ama ben yine de
Kapinin onune yuz surebilmek icin, cennetten kacarak sana geldim
Canim, acinacak hale dustugum bir durum var
cok degerli bir durum
ama ne buyuk bir suc bu, nasil soylerim bilemedim
Canim, bu utanmaz bir sey
ama bunu konusabiliriz
ne buyuk bir kabahat bu
sen ve ben uzaklara gidelim
O sen de gozu olani da cagiralim
ve son bulsun hayati daragacinda
Canim, kaybettigim aynam kadar bensin
hayaller yok olmus, kahramanliklar intihar etmis
masumiyet cigliklar atarak kaybolmus
ama ben yine de
Kapinin onune yuz surebilmek icin, cennetten kacarak sana geldim
Canim, kaybettigim aynam kadar bensin
hayaller yok olmus, kahramanliklar intihar etmis
masumiyet cigliklar atarak kaybolmus
ama ben yine de
Kapinin onune yuz surebilmek icin, cennetten kacarak sana geldim
Ceviri: Osman Sebati CAM
Ceviri: Osman Sebati CAM
16 October 2014
DESEM Kİ
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor, Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini, Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim, Senden kopardım çiçeklerin en solmazını, Toprakların en bereketlisini sende sürdüm, Sende tattım yemişlerin cümlesini. Desem ki sen benim için, Hava kadar lazım, Ekmek kadar mübarek, Su gibi aziz bir şeysin; Nimettensin, nimettensin! Desem ki... İnan bana sevgilim inan, Evimde şenliksin, bahçemde bahar; Ve soframda en eski şarap. Ben sende yaşıyorum, Sen bende hüküm sürmektesin. Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber. Günlerden sonra bir gün, Şayet sesimi farkedemezsen, Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden, Bil ki ölmüşüm. Fakat yine üzülme, müsterih ol; Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini, Ve neden sonra Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede, Hatırla ki mahşer günüdür Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.Cahit Sıtkı TARANCI
12 October 2014
adam olmak
çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
sen aklı başında kalabilirsen eğer
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem kendine güvenebilirsen eğer
bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana
düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir
ikisine de vermeyebilirsen değer
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz
koyulabilirsen işe yeniden
döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı-turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktada
sen dayanabilirsen tek
herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
dost da düşman da incitemezse seni
ne küçümser ne de büyültürsen çevreni
her saatin her dakkasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyiyle dünya önüne serilir
üstelik oğlum adam oldun demektir
28 September 2014
uyku
Aynı uykuyu uyumak istiyorum aslında onunla...
Aynı anda aynı yatakta beraber uyumak değil kastettiğim.
Ayrı coğrafyalarda da olsak, ayrı mekanlarda da bulunsak aynı uykuyu uyumak, aynı rüyayı görmek...
Göz bebekleriyle, beynin arasında gidip gelmek, kalbindeki uykuya dalmak istiyorum.
kahraman tazeoglu
Aynı anda aynı yatakta beraber uyumak değil kastettiğim.
Ayrı coğrafyalarda da olsak, ayrı mekanlarda da bulunsak aynı uykuyu uyumak, aynı rüyayı görmek...
Göz bebekleriyle, beynin arasında gidip gelmek, kalbindeki uykuya dalmak istiyorum.
kahraman tazeoglu
19 September 2014
Fatih Han
Fatih Han cennetteki koskunu birakmis
beyaz atina, kilicina kusanmis
cikagelmis biricik kalesine
ziyaret etmis actigi cagi
gorunce bizansin isgalini
bulmus dirileri
bakmis kalan Turklere
aramis Omer’in adaletini
bulamayinca cesareti
Turk’un erkek sesini
uyandirmis ordusunu
cika gelince eksiksiz Aslan surusu
durmus Mehmet Akif’in gozyasi
akittigi kanlarla aldigi kalesini
cikletli bizans surusu edince isgal
buyurmus yeni fermanini
ferman duyunca askeri
yemin etmis gemisinde pervane olmaya
olamazsa o gemide bogulmaya
Nasil yetissin pustun ilmi
Hukumdarin zekasina
Ulubatli yine zevk duyacakmis
Gogsune saplanacak sereften
kiracaklarmis bu sefer
Istanbulu kusatmis zinciri
Arindiracakmis pisligi
sehadet getirmis
vur de olelim
diye yemin etmis asker
gokten yagsin akittigimiz kanlar
o yagmuru icelim tekrar
canimiz tekrar olsun feda
Peygamberin emri ugrunda
--
Osman Sebati CAM
18 September 2014
Pişmanlık Ve Çileler
Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür
Bir odun parcası aydınlatır ocağı Annesi ateşin önünde perişan Annesi ateşin içinde hür Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür Yağmurlar sırtıyla sırtım arasındadır Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın Kalbimi bin parçaya böldü divane sır Sesi geliyor sesi, günahkar çocuklarım Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır Benım boyum ufak onun da ufaktı Kıvırcık saçlarından öpmediğim için onu Onun bu ocakta yanan toprağı Her gece rüyamda avuçlarımı yaktı Benim boyum ufak onun da ufaktı Benim gözlerim yeşildir onun kara Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara Annesinin başi elleri arasında Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük Bir fotoğraf asılıdır duvarda Aynaya, geceye, maziye dönük Annesinin başı elleri arasında Bir tüfeğin burnu havadadır Ateş almak üzeredir mermisiz Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım Siz beni ne anlarsınız... siz... Bir tüfek ateş almak üzeredir mermisiz Bir saman çöpüne tutunmuş kızların Eteğini ben çektim Neyleyim göğsümü Karacadağ'ın sert rüzgarı doldurmuş Annemden ben ilk sütü Geyve'de içtim Ankara'ya Çataldağ'a bir zindandan gül vurmuş Az kalsın ben ölecektim Bir saman çöpüne tutunmus kızların Kediler halıları parçalıyor Kırmızı bir ışık düşüyor yere Annemin dizinde derman yok Hükmedemiyor insan ruhuna ateş Rüzgar hükmedemiyor incecik perdelere Kediler halıları parçalıyor Ateşte sarı gül açan saksılar Kızarmış bir ekmek gibi duruyor Kulağıma garip sesler geliyor Kuş yumurtasından çıkan insanlar Ahırda bir ata eyer oluyor Kulağıma garip sesler geliyor Ben bir şarkı bir türküyüm Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm Beni bir azizin nefesi uçurur Kalbimde Allah'ın elleri durur Cici ayaklarım ilikli bağlı Ben onun sılası kendimin gurbetindeyim Ben azizin hasreti Ben Meryem'in yanağındakı tüyüm Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara Ocak sönüyor ateş kül oluyor Annesınin saçları beyaz Annesi saçlarını yoluyor Ateşin içinde gül açılmış Servi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür Annesi ruhunda ruhuma eğilir Sineklerin kanadını ısıtan Bir güneş toprağı yarıp çıkacak Kadınlar sansa da yaşadığını Sarkısız kaldıkça yaşayamayacak Kadınları sarkılır, akrepler aydınlatır Kadınları sarkılır, zahirlar aydınlatır Artık ben gideceğim ata eyer vuruyorlar Hatıralarımı birer birer yakacağım Entarimi parça parça edip Zehirli kirpilere bırakacağım Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp Göğsüme siyah bir gül takacağım Batan güneşe doğru kurşunlar sıkıp Kendimi boşluğa bırakacağım Ayaklarımın altından geçıyor bir deniz Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım Siz beni ne anlarsınız... siz... Artık ben gideceğim atım kişniyor Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz bir deniz Beni onun gözleri çağırıyor duramam, duramam Benim gözlerim yeşildir ah... onun gözleri kara Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara |
Sezai Karakoç
|
Ruknettin'in Kalbi İçin Kehanetler
Ruknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.
Bir mevsimin kıyısından tutarsan Ruknettin Kurak ovalara yağmurlar yağar, Ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi, Kalbin şiir olup vadilerini sular. Senin de vadilerin vardır Ruknettin! Kehanetler kurarsın,yağmalarsın kendini Kurtarıp o yangında ilk önce kalbini Niyedir,aynalarda azalır sesin. Doktorum Ben bu kalbimi sarınır örtünürüm Kış gecelerinde o nu yakar ısınırım Üşürsem helak olacağımdan korkarım. Doktorum Gayya kuyusuna inmek istemem Bana bir ip uzat,yağmurlar istemem Aynaları kırarım,suretimi istemem Mevsimler dönedursun,bu dünyayı istemem Ben Allah'ı isterim. Ben hep aynalardan geçerim doktor Aynalar benden geçer. Araf'tan bir sepet sarkıtırım aşağı, Doluşur içine narin böcekler Yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler Üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı Ben hep aynalardan geçerim doktor! Günahları için ağlayan kim varsa Kanatlarıyla okşar onu melekler Hep böyle midir Kalbin hep böyle yavaş mıdır Ruknettin? Aynalar sana bir savaş mıdır Ruknettin? Yarin dudaklarından trenler geçer de Kalbiyin istasyonunda durmaz mı Sen hiç satrançta yenilmez misin Atına binip hep gider misin Bilmez misin,atından ayrı düşen bir vezir Zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı Ve nihayet şahlar da aynalardan geçer Bir sen mi kalırsın bu rüyada Ruknettin Herhalde hep böyledir Bu dünya sevenlere bir tuzaktır Ruknettin! Buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik Konuşmayı unuttuyduk,hal diliyle söylediydik. Dua okuduyduk,yağmur dilediydik Kalbinizi kuşatmaya geldiydik. Hoşgeldiniz.Buyrun.İşte kalbim. Adımı unuttuğum zamanlarda RUKNETTİN'im Gövdesi ihlal edilmiş bir yetimim. Şu kapıdan buyurun, az ilerisi kalbim. Benim kalbim bir ıslahevidir doktor. Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde Benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur Uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde Kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor Tıkanır,ölür metropollerde. Bir çiçeği uyandırmak için mi Söner bu ateşgahlar Kaldırmak için mi yeraltını O derin uykusundan Kurur bu göl Ne var ve ne oluyor Neden türkü söylüyor fesleğenler Uzakta biri mi göründü Biri İncil okurken düşüp bayıldı mı Bir rüya mı gördü yalnız keşişler Ne oldu? Adım Ruknettin,tanışıyor olmalıyız Bir çay ocağında ya da bir merdiven başında Sunmuş olmalıyım kalbimi size Bakın!demiş olmalıyım henüz avladım O'nu İgvanın zehrini boşalttığı kuyularda. Yalnız günah parlar zifiri karanlıkta Ve kuyudan kuyuya bir yol yoktur Bir avcı tüfeğini doğrulttuğunda Ay gibi ışıdığında bir aşk Bir mevsim yönünü şaşırdığında. Hayret etmiş olmalısınız,kalbim Hezarfen misali havalanınca. Korkarım sevgili doktor,bu mektuba kendimi üzerek başlayacağım Çabuk büyüyen bir çocuk gibi, Ceplerimin nerede olduğunu unutacağım önce Ve mazi gizlenecek bir yer bulamayacak kendine. Sonra bir menekşeyi teheccüde kaldırmayı unutacağım. Unutacağım,hangi şehirde durursam yar beni karşılar. Nerede ölürsem bahtıma idamlar çıkar Gülümseyen bir arap olacak yüzümün size bakan tarafı, Terkedip gitmelerin ağırlaştığı bir güz olacak öte yarısı. Alnımın dokunduğu yerden savaşlar artacak Ve bahar giysilerine bürünmüş gelirken kıyamet ''gönüllü mağlupları olacak hayatın'' doktor. Yarından korkan adam,Ruknettin böyle söyler. Siz doktor,yazabilir misiniz bir gülü yeniden Alıştırabilir misiniz baharı çürüyen toprağa Kabaran yağmuru yeraltına Ve bir aşkı ayrılığa Yakıştırabilir misiniz doktor Kanatlarında hüzün ve manolya taşıyan Kuşlarla konuşabilir Ve trampetimi geri verebilir misiniz bana? Ah kalbin moğolları ! size verecek ne kaldı Bir kitap olup yandı da o Külünden zehir kaldı Bir hayal olup uçtu da Gökte melekler bağırdı ''eve dön,eve dön!'' Döndüm ki;şehrin ağrıları üstüme kaldı Bulvara uzanmış diskotek kızları/o melul orospular/ Süpermarketler,bankalar /yani toplu insan mezarları/ Üstüme kaldı. Size ne denir ey kalbin istilacıları Barbar denir,'bir hayal yıkan'denir. Alın O'nu da götürün,bir kalbim kaldı. Bir ilkokul atlasında gemilerim yandıydı Cenevizden geliyordum,elimde mektuplarım vardı. Elimde ölü bir kızın sağır saçları vardı Bir mevsimin ortasında kalakaldıydım Bakkaldan manavdan değil, Cenevizden geliyordum doktor O kızın saçlarından geliyordum Yitirilmiş bir mahkemeden Galiba kalbimden geliyordum. Bir güle boyun eğdiren nedir O aşk değilse Nedir kalbe çıkartılan Tutuklama emri, Aşk değilse. Ah,o sığınaklardan Yitikleri toplayan Ve düşlere vuran gemi Nedir aşk değilse Size kendimden bahsediyorum doktor Biraz yağmur kimseyi incitmez. İyi ruhların arasında dolaşan Bir gölgeden sözediyorum. Acıdan çatlamış kalbi Soğuğa dayanıklı kılan bir bilgiden Terkedilmiş şizofrenleri Kendine çeken vadiden Keşişlerin hüznünden Ve bir aşk yüzünden Ayları karıştıran kişinin Tababet-i ruhiyyesinden Size kendimden bahsediyorum doktor Ben kar yağarken ıslanmam. Benim öbür adım rüzgar Uğradığım orman Değdiğim kalp uğuldar. Deki bulunur elbet İyi bir hal üzre kaybolan kişi |
Kemal Sayar
|
17 September 2014
çoban
Ben fakir bir çobanım
Zengin sevdalarım
Sonsuz hayallerim
Herkesle paylaşabildiğim yeşilim var
Ben fakir bir çobanım
En sevgili kabem var
Mesnevim
Sehnamem
Kutatgu Biligim var
Ben fakir bir çobanım
Omuzlarında yukseldiğim kahramanlarım var
Harezmim, Mevlanam, Farabim
Hayyamim, Aksemseddinim var.
Yunus Emre evvelim
Ulubatli Hasan benim
Malazgirt, Bedir, Mohaç hepsi benim
Ben fakir bir çobanım
Bitmeyen hayallerim
Sınırsız ozgurluklerim
Tükenmeyecek tutkularım var
Ben fakir bir çobanım
Gökkuşağı benim
Hava benim
Su benim
şelaleler ırmaklar benim
Güneş ve Yıldızlar benim
hepsinden de ote
Kimselerin adını bile bilemediği çiçeklerim var
Ben fakir bir çobanım
kalıcı degilim
iki kapılı hana
elim bos geldim
biraz durup
çok sevip
zenginliklierimle gideceğim
--
Osman Sebati CAM
16 September 2014
Sensin
gülüm , gülen yüzüm
gözüm, göz yaşım
nefsim, nefesim
derdim, dermanim
çarem, çaresizliğim
canım, cananım
***
yürüdüğüm yol
yüzdüğüm deniz
soluduğum hava
soluduğum hava
gördüğüm rüya
baktığım yön
yaşadığım zaman
yaşadığım zaman
***
gençliğim
geleceğim
heyecanim
isyanim
hayalim
hasretim
--
Osman Sebati CAM
12 September 2014
siir yazmali seni anlatan
dert oldu bana
essiz ihtisamin
gulusun
bu bakisin
ve zerafetin
bir siir bulmali o zaman
seni anlatan
tabiidir ki yoktur boylesi siirin
nereden bilebilir ki seni
ne kadar sifali olabilir ki..
uc bes laf parcasi..
yeni bastan yazmali bir siir o zaman
adi ask olan
soyler senin yanindaykenki sana ozlemimi
ilac olur soludugum zehire..
ancak bilemem
nasil bulunur kelimeleri bu siirin
hangi kelime layik olabilir ki sana
hangi lafta avunurum
belki kelimelerden vazgecer..
gokyuzunu koyarim siirime
icinde en parlak yildizlar olan
yildizlarin icinde yeni deryalar
deryalarin icinde baska dunyalar
belki gokyuzunden vazgecer..
zamani koyarim siirime
en saf cocuksu mutluluklar
tatli heyecanlar
ve sasali zaferler zamanini
belki de zamandan da vazgecer
sadece seni koyarim siirime
en mukemmel siir budur belki
sadece sen olan..
sadece senin ihtisamin,
gulusun
bakisin
ve zerafetin
belki o zaman..
ama yine de guzel olmaz senin kadar
yine de eksik kalir
yine de mutlu bitmez siir
yine derman bulamam derdime
Osman Sebati CAM
07 August 2014
06 August 2014
Kara Yilan
Güneşin yeni doğduğunu sana haber veriyorum
Yağmurun hafifliğini toprağın ağırlığını
Ve bütün varlığımla kara yılan seni çağırıyorum
Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt içmeğe
Pamuğun ağırlığını yapan dağın hafifliğini
Sana haber veriyorum yeni doğduğunu güneşin
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Günahlarım kadar ömrüm vardır
Ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum
Saçlarımı acının elinde unutuyorum
Parmaklarımdan süt içmeğe çağırıyorum seni
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Seni süt içmeğe çağırıyorum parmaklarımdan
Kara yılan kara yılan kara yılan kara yılan
Sezai Karakoç
25 December 2013
Bu Memleket Bizim
Dört nala gelip uzak Asyadan
Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan
Bu memleket bizim
Bilekler kan içinde
Disler kenetli
Ayaklar çiplak
Ve ipek bir haliya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim
Kapansin el kapilari
Bir daha açilmasin
Yok edin insanin insana kullugunu
Bu davet bizim
Yasamak bir agaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardesçesine
Bu hasret bizim
Nazım Hikmet
03 August 2013
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol Behramoğlu
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol Behramoğlu
08 June 2012
Abbas
Haydi abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti cahit,
Al getir ilk sevgiliyi beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
--Cahit Sıtkı Tarancı
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti cahit,
Al getir ilk sevgiliyi beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
--Cahit Sıtkı Tarancı
05 January 2010
Kemal Paşazade'den Hadim'ül Harameyni'ş Şerifeyn'e
"Şems-i asr idi, asrda şemsün,
Zilli memdud olur zamani kasir."
(Asrın güneşiydi;güneşin de ikindi vakti gibiydi.
Gölgesi çok uzun;anack zamanı kısaydı.)
Zilli memdud olur zamani kasir."
(Asrın güneşiydi;güneşin de ikindi vakti gibiydi.
Gölgesi çok uzun;anack zamanı kısaydı.)
Subscribe to:
Posts (Atom)